Kim, Allah'ın emrini yerine getirirse, Allah -Azze ve Celle- de onun işini görür. Kim de sahip olduklarını Allah'ın hizmetine sunarsa, Allah -Azze ve Celle- de elindekileri onun hizmetine sunar. Tüm bu kâinat Allah -Tebâreke ve Teâlâ-'nın elindedir. O, el-Kadîr ve el-Kâdir'dir.
Müslim «Sahih»'inde rivayet ettiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sahrada yolculuk yapmakta olan adamın biri, bir bulutta “Falanın bahçesini sula!” diye bir ses duydu. Bunun üzerine o bulut, kara taşlık bir yere saptı ve oraya suyunu boşalttı. Adam su yollarından birinin o suyun tamamını topladığını hayretle gördü ve suyu takip etti. Bir de baktı ki, adamın biri bahçesinde elindeki kürekle suyu oraya buraya çevirip bahçesini suluyor. Ona: Ey Allahın kulu! Adın nedir? diye sordu. Adam da: ''Falancadır'' -daha önce buluttan duyduğu isim- söyledi ve dedi ki:
Ey Allah'ın kulu! Adımı niçin soruyorsun? dedi. O da: Ben şu suyu yağdıran buluttan, “Senin adını vererek ''falancanın bahçesini sula!” diye bir ses duymuştum da onun için soruyorum. Sen ne yapıyorsun ki bu lütfa mazhar oluyorsun? dedi.
Bahçe sahibi: Madem ki merak ediyorsun söyliyeyim; “Ben bu bahçenden çıkan ürününe bakar; üçte birini sadaka olarak dağıtır, üçte birini çoluk-çocuğumla birlikte yer, üçte birini de tohumluk olarak ayırırım” dedi.»
(Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey Allah’ı aciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir.) [Fâtır Suresi: 44] (Bilmez misin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir; dilediğine azap eder ve dilediğini bağışlar. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.) [Mâide Suresi: 40]
Rabbimiz -Azze ve Celle- her şeye kadirdir, O'nu hiçbir şey aciz bırakamaz. Yarattıklarının aksine, istediği hiçbir şey O'ndan kaçamaz. Allah -Tebâreke ve Teâlâ-'ya acizlilik erişemez. Asla güçsüz ve zayıf düşmez.
Rabbimiz -Azze ve Celle-, bir şeyi yapmaya gücü yeten ve onu yapmaya kadir olandır. O -Tebâreke ve Teâlâ- tam bir kudret sahibidir. Kudretiyle varlıkları yoktan var etmiş, kudretiyle onları idare etmiş, kudretiyle onları düzenlemiş ve tamamlamıştır. O, kudretiyle yaşatı ve öldürür. Kudretiyle kullarını ceza günü tekrar diriltecektir. İyilik yapanları, yaptığı iyilikle, kötülük yapanları ise yaptıkları kötülüklerle hak ettikleri karşılığı verecektir.
Rabbimiz -Azze ve Celle- öyledir ki; (Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.) [Yâsîn Suresi: 82]
O, kadîr olandır, O'nu aciz bırakamaz... Eğer bir şey yapmayı kesin olarak isterse, saltanat sahibi bile...
Allah -Azze ve Celle- kudreti sebebiyle şöyle buyurmuştur: (Dilediğine azap eder ve dilediğini bağışlar. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.) [Mâide Suresi: 40] Allah -Tebâreke ve Teâlâ- : (O, size tepenizden yahut ayaklarınızın altından azap göndermeye yahut sizi gruplar halinde birbirinize katıp, kiminize kiminizin gücünü tattırmaya kadirdir.) [En'âm Suresi: 65]
Kudretini gösteren şeylerden biri de; nerede olursak olalım ve nereye gidersek gidelim bizi toplayıp bir araya getirebilmeye kadir olmasıdır; (Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.) [Bakara Suresi: 148]
Rabbimiz -Tebâreke ve Teâlâ-'nın yüce kudretini bize bildiren şeylerden bir diğeri de; Allah -Subhânehû ve Teâlâ- kıyamet günü sahibi olduğu yeryüzünü eliyle kabzeder ve sağ eli ile gökleri dürüp bürümüştür. O -Subhânehû ve Teâlâ- şöyle buyurmuştur: (Onlar Allah'ı gerektiği gibi (hakkıyla tanıyıp) takdir edememişlerdir. Kıyamet günü, yeryüzü bütünüyle O'nun kabzasında, gökler de sağ eliyle dürülüp bükülmüştür. Allah, onların şirk koştukları şeylerden münezzehtir ve çok yücedir.) [Zümer Suresi: 67].
Rabbimiz -Subhânehû ve Teâlâ- mukadderatı takdir edip onları taksim eden, eşyaların kaderlerini ve zamanlarını var etmeden önce bilendir. Sonra da var olacaklarını ilmiyle önceden bildiği eşyaları yoktan var edendir; (İşte bu, Azîz ve Alîm olan Allah'ın takdiridir.) [Yâsîn Suresi: 38]
Allah mahlukatın kaderlerini onları yaratmadan binlerce yıl önce yazmıştır. Peygamber -aleyhissalâtu vesselâm-'dan sahih olarak gelen bir rivayette o şöyle buyurmuştur: «Allah, gökleri ve yeri yaratmadan elli bin yıl önce mahlukatın kaderlerini (Levh-i Mahfuz'da) yazdı. Arş'ı da suyun üzerindeydi.» [Müslim rivayet etmiştir].
Bunun içindir ki; bu imanın ta kendisiydi. Cebrâîl -aleyhisselâm- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e iman hakkında sorduğu zaman o şöyle demişti: «Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, hayır ve şerri ile kadere iman etmendir.» [Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir -Lafız Müslim'e aittir-]
Rabbimiz Allah -Tebâreke ve Teâlâ- kitabında bize kudretini öğretmek için sözü ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır: (Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey Allah’ı aciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir.) [Fâtır Suresi: 44]
Allah -Azze ve Celle- sana yardım etmek isterse, normalde vesile olmayan bir şeye vesile olmasını emreder ve o şey de en büyük vesile olur.
Kadîr olan Allah -Azze ve Celle- sana ikram etmek isterse, kendisinden hayır geleceğini ummadığın bir şeyi, senin nail olacağın en büyük ihsanı elde etmene vesile kılar.
Kâdir olan Allah -Azze ve Celle- senden bir kötülüğü uzaklaştırmak isterse; senin o şerri görmemeni sağlar veya şerrin sana ulaşmasını engeller.
Allah -Azze ve Celle- seni bir günahtan korumak isterse; senin o günahtan nefret etmeni sağlar veya onun sana ulaşmasını zorlaştırır ya da seni ondan uzak tutar. Veyahut sen, o günaha yöneldiğinde bir engelin gelip seni o günahtan uzaklaştırmasını sağlar.
Kadîr olan Allah -Azze ve Celle-'nin kapısını çalmak bizim için ne kadar da doğru bir şeydir!
Halil İbrahim -aleyhisselam- ailesini Rabbi -Azze ve Celle-'ye teslim etmiş ve şöyle dua etmiştir: (Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir) [İbrahim Suresi: 37] Mekke asırlar boyunca gönüllerin özlemini çektiği bir yer olmuştur.
İşte Süleyman -aleyhisselam- da şöyle dua ediyor: (Rabbim! Bana hikmet ver ve beni salih kimseler arasına kat.) [Şuarâ Suresi: 83] Bunun üzerine Allah -Azze ve Celle- ona cinlere egemen olmayı bahşetmiştir.
Yûnus -aleyhisselam- gecenin ve denizin karanlığında, balinanın karnında şöyle dua ediyor: (Senden başka hiçbir (hak) ilah yoktur. Seni, bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Ben gerçekten nefsime zulmedenlerden oldum.) [Enbiya Suresi: 87] Böylece balinanın karnı onun için bir barınak oluyor.
Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in dualarından biri de şöyleydi: «Allah’ım! Senin ilmine sığınıyorum. Kudretinle senden güç istiyorum. Senin geniş kereminden diliyorum. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter; benimse gücüm yetmez.» [Buhârî rivayet etmiştir]
Her türlü şer ve sıkıntıdan yüce ve azametli olan Allah'ın kudretine sığınılır. Peygamber Mustafa -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir hastaya öğrettiği duada şöyle söylemektedir: «Hissettiğim bu hastalığın şerrinden Allah’ın izzetine ve kudretine sığınırım! Yedi defa» [Müslim rivayet etmiştir].
Allah -Azze ve Celle- şöyle buyurmuştur: (Allah, Kadîr'dir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhametlidir.) [Mümtehine Suresi: 7] Bu ayette; Allah -Azze ve Celle'nin- kudretinin kemali sebebiyle kullarına olan mağfiretine ve merhametine bir işareti vardır. Kulunun hiç bir günahı onun bağışlamasından daha büyük değildir. Hiçbir ayıp ta O'nun örtemeyeceği kadar büyük değildir. Kuluna rahmetini ulaştırması da zor değildir.
Her güç ve kuvvet sahibi olan kimse, gücünün yettiği kimseyi bağışlayıp merhamet edecek değildir.
Her bağışlayıcı ve merhamet sahibi olan kimseninde kudreti olmayabilir. Allah -Subhânehû ve Teâlâ- kudretinin tam olmasıyla beraber O, bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir.
Allah -Subhânehû ve Teâlâ- şöyle buyurmuştur: (Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.) [Talâk Suresi: 3] Kim Rabbinden korkar ve O'na tevekkül ederse; Allah'ın yardımı ona gecikmeden gelir. Kul, O'nun rahmetinden ümidini kesmez, merhametinden yeise kapılmazsa, kurtuluş mutlaka gelecektir. Çünkü Allah -Azze ve Celle-'nin her şeye gücü yeter.
Ancak Allah -Azze ve Celle- her şeye bir ölçü koymuştur. Herşeyin aşmadığı bir zamanı ve geçemeyeceği bir vakti vardır. Takdir edilmiş olan şeyin vakti geldiğinde bunun gerçekleşmesi ne bir saat ertelenebilir, ne de bir saat öne alınabilir.
Bir kul ümidini kestiği bir şey üzerine uykuya dalar ve o sıkıntıdan kurtulmuş olarak uyanır; (Şüphesiz Allah, her şeyin üstünde bir kudrete sahip olandır.) [Kehf Suresi: 45]
Sıkıntının bir vakti vardır ve sonra kaybolur. Bir zamanı vardır ve sonra değişir. Çünkü Allah -Azze ve Celle- her şeye bir ölçü koymuştur.
Ağaç, zamanı gelmeden meyve vermez. Zamanı gelmeden güneş doğmaz ve hamile kadın vakti gelmeden doğurmaz; (Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.) [Talâk Suresi: 3]
Ey Allah'ım! Bizi bağışla ve bize merhamet et. Muhakkak senin her şeye gücün yeter.